Kayıtlar

Askerden Dönünce Hayatın Vurduğu En Ağır Tokat: "Esmer Çocuk8"

  Askerden Dönünce Hayatın Vurduğu En Ağır Tokat Asker yolu gözlemek zordur derler ama asıl zor olan, o yolları bitirip geri döndüğünde bıraktığın yerde kimseyi bulamamaktır. Esmer çocuk, dağların başında, o uçurumlu karakolda nöbet tutarken muhtemelen her zorluğa "Dönüşte beni bekleyen biri var," diyerek katlanmıştı. Kalbini de umudunu da o söze emanet etmişti. Fakat döndüğünde karşılaştığı o buz gibi gerçek, askerin verdiği zorluktan çok daha ağır bir darbe vurdu ona. "Seni bekleyeceğim" diyen o kızın, anne zoruyla da olsa bir çırpıda "Artık seni istemiyorum" deyişi, cebindeki 85 liranın getirdiği yokluktan daha çok acıttı canını. İnsan her şeye göğüs gerer de, sevdiğinin böyle kolayca arkasını dönmesine akıl sır erdiremez. O yokluğun ve çaresizliğin içinde esmer çocuk yine de hemen vazgeçmedi. Gururunu bir kenara bıraktı, annesini yolladı, kızın halasından haberler uçurdu; hani bir yolu bulunur, o sözler zorla söyletilmiştir, bir umut vardır diye çırp...

Kaybedilen Dedeye Veda: "Esmer Çocuk5"

Resim
  Eskimeyen Acılar ve Kalan Hatıralar Zaman, bazı çocukların omuzlarına yükünü erken bindirir. Bizim mahallenin o esmer, sessiz çocuğu için de hayat tam olarak böyle başlamıştı. İlkokul dördüncü sınıfa giderken ölümün o soğuk yüzüyle ilk kez tanıştı. Kendi evlerinde, odanın bir köşesinde sessizce göçüp gitmişti anneannesi. Çocuk kalbiyle o acının ne olduğunu, içinin neden böyle sızladığını tam olarak anlaması uzun sürdü. Evin içindeki o ağır yas havası, anneannesinin eksikliği zamanla kabuk bağladı, acısı tam atlatıldı, "büyüdü" dendi... Ama hayatın o esmer çocuk için başka planları vardı. Yıllar su gibi aktı, takvimler 1997 yılını gösterdiğinde çocuk artık 16 yaşına basmıştı. Bir ayakkabıcı dükkanında çalışıyor, çıraklık yapıyor, hayatı erkenden omuzluyordu. O sabah da her sabah olduğu gibi sıradan başlamıştı. Evden çıkıp işe gitmişti esmer çocuk. Hayatın kendi ritminde akıp gideceğini sandığı, dükkanda işe koyulduğu o sıradan sabahtan yaklaşık iki saat kadar sonra , der...

Bilecik’ten Siirt’in Dağlarına: "Esmer Çocuk7"

Resim
Esmer Çocuğun Askerlik Hikayesi Esmer Çocuğun En Büyük Sınavı: Dağlar ve İmtihanlar Gönül defterine ilk aşkın düştüğü o yaşlar, insanın hayatı en toz pembe gördüğü zamanlardı. Bizim esmer çocuk da tam 19-20 yaşının o delikanlı çağında tutulmuştu bir sevdaya. Kız da ona karşı boş değildi; bakışmalar, utangaç gülümsemeler yerini derin sohbetlere bırakmıştı. Geleceğe dair ne güzel, ne temiz hayaller kurmuşlardı... Kız okulunu bitirecek, esmer çocuk ise vatan borcunu ödemek için askere gidip gelecekti. Döndüğünde ise yuvalarını kuracaklar, ömür boyu ayrılmayacaklardı. O yaşlarda insan, kaderin önlerine çıkaracağı virajlardan habersiz, hayata sadece umutla bakıyordu. Bilecik’ten Siirt’in Heybetli Karakoluna Zaman su gibi aktı ve o kaçınılmaz ayrılık vakti, askerlik çağı gelip çattı. Vedalaşırken gözlerde yaş, yüreklerde ise birbirlerine verdikleri o sadakat sözü vardı. Ancak esmer çocuğun şansı hayatı boyunca olduğu gibi burada da pek yaver gitmedi. Acemi birliği yeşilin ve tarihin sakin şe...

İskele Tepesinde 17 Yaş: "Esmer Çocuk6"

Resim
  İskele Tepesinde 17 Yaş: "Esmer Çocuk5" 1998 yılının amansız sıcağında, 17 yaşındaki o esmer çocuk elindeki son ayakkabı örsünü tezgahın kenarına bıraktı. Yüzünde haftaların yorgunluğu, ellerinde ise hiç çıkmayan zift ve kösele kokusu vardı. Eskiden bir zanaat olan ayakkabı tamirciliği, artık ne karnını doyuruyor ne de o içine sığmayan ruhunu tatmin ediyordun. "Buraya kadar," dedi içinden. O dükkandan çıkarken, sadece eski bir mesleği değil, çocukluğunu da o tozlu rafta bıraktı. Tam ne yapacağını bilemezken, bir aile meclisinde kulağına çalınan o tavsiye hayatının rotasını değiştirecekti. Bir akrabası omzuna dokunup, "Oğlum," dedi, "Bırak bu ölü işleri. İnşaatta hayat var. Bizim 'Özlem Dekor' diye bir tanıdık var, dekorasyon yapıyorlar. Kartonpiyer, alçı, alçıpan... Geleceğin işi bu." İşte o gün, esmer çocuğun hayatında yepyeni ve bembeyaz bir sayfa açıldı. Kelimenin tam anlamıyla bembeyaz; çünkü artık üzerine sinen siyah boya kokusu...

Bir Çift Boyalı Kundura: Esmer Çocuk4"

Resim
  Bir Çift Boyalı Kundura: Esmer Çocuğun Hikayesi İlkokul beşinci sınıfın son günüydü. Haziran güneşi, okul bahçesindeki tozlu kavak ağaçlarının arasından süzülürken, 11 yaşındaki esmer çocuk elinde karnesiyle öylece kalakalmıştı. Sınıf öğretmeninin dudaklarından dökülen o acımasız cümle, bahçedeki neşeli çocuk seslerini bir anda bıçak gibi kesti: "Bu çocuğu okutup da masraf etmeyin, Bir işe gönderin gitsin, bir zanaat öğrensin." Öğretmenin bu sığ ve yanlış kararı, ailesinin zaten dünden hazır olduğu o kapıyı sonuna kadar araladı. Babası, öğretmen lafının üzerine laf söylenmeyeceğine inanan bir adamdı. Karar kesin, hüküm verilmişti: Esmer çocuk ortaokula gitmeyecekti. Çıraklık Yılları: 12 Yaşında Gelen Yetişkinlik Ertesi yıl, henüz 12 yaşındayken, akranları yeni okul üniformalarını denerken o, abisinin çalıştığı ayakkabı tamir dükkanında buldu kendini. Küçücük ellerine, o yaşta taşımayacağı kadar ağır ve keskin bir kundura bıçağı tutuşturuldu. Dükkan; yapıştırıcı, der...

O Yağmurlu Gün Her Şey Değişecekti: " Esmer Çocuk 3"

Resim
  O Yağmurlu Gün Her Şey Değişecekti: Hayallerimi Çalan O Piyes! Yağmur Kokulu Sahne Dışarıda sicim gibi yağmur yağıyordu. Grinin en koyu tonu Çorum’un üzerine çökmüş, asfalttan yükselen o toprak kokusu sınıfın camlarından içeri sızmıştı. Çorum Dumlupınar İlkokulu’nun o hareketli günlerinden biriydi. 5. sınıftaydılar ve beden eğitimi dersiydi ama bu sağanakta bahçeye çıkıp koşturmak imkansızdı. Sınıftaki kırk çocuk, sıkıntıdan sıraların üzerinde tepiniyor, pencereden süzülen yağmur damlalarını izliyordu. Derken öğretmen içeri girdi, tahtaya vurdu ve sınıfın havasını değiştiren o cümleyi kurdu: "Çocuklar, madem dışarı çıkamıyoruz, bugün içeride tiyatro yapacağız!" Sınıfta bir an sessizlik oldu. Sonra bakışlar anında tek bir noktada toplandı. Öğretmen gülümsedi: "Eee, bunu kim iyi yapar? Tabii ki Esmer Çocuk!" Esmer Çocuğun gözleri parladı. Sırasından fırladığı gibi sınıfın önüne geçti, kafasında senaryo saniyeler içinde yazılmıştı bile. Hemen arkadaşlarına roll...

"İçimde Bir İstanbul Sızısı... Kokusu Burnumda Kaldı"

Resim
  Gurbet ve Sıla: Bir Evlilik Hikayesi "İçimde Bir İstanbul Sızısı... Kokusu Burnumda Kaldı" Şeref artık büyümüş 17 yaşına gelmişti, büyümüşte İstanbul Sarıyer'de çalışmaya bile başlamıştı... İstanbul’un Işıkları, Memleketin Kokusu Sene 1972. Türkiye’nin siyah-beyaz, ama insan ilişkilerinin alabildiğine sıcak olduğu yıllar... İstanbul’un o eski, deniz kokan zamanları. Sarıyer’de küçük bir terzi dükkânı; makine sesleri, kumaş makaslarının kıtırtısı ve ütüden yükselen o sıcak buhar… Şeref, çocuk yaşta adım attığı bu dükkânın kokusuna, İstanbul’un koşturmacasına sevdalı, 17 yaşında fidan gibi bir delikanlıydı. Yanında amcaoğlu abisi Raşit vardı. İki kafadar hem çalışır hem gurbetin yükünü omuz omuza vererek hafifletirdi. İstanbul onlar için sadece bir şehir değil, gençliğin ve özgürlüğün adıydı. Ancak bir gün Raşit’in askerlik çağı gelip çattı. Raşit, memleketi Çorum’un yolunu tutmak için bavulunu toplarken, Şeref’in içinde bir yanıklık başladı. Gitmek istemiyordu. Sar...