O Yağmurlu Gün Her Şey Değişecekti: " Esmer Çocuk 3"
O Yağmurlu Gün Her Şey Değişecekti: Hayallerimi Çalan O Piyes!
Yağmur Kokulu Sahne
Dışarıda sicim gibi yağmur yağıyordu. Grinin en koyu tonu Çorum’un üzerine çökmüş, asfalttan yükselen o toprak kokusu sınıfın camlarından içeri sızmıştı. Çorum Dumlupınar İlkokulu’nun o hareketli günlerinden biriydi. 5. sınıftaydılar ve beden eğitimi dersiydi ama bu sağanakta bahçeye çıkıp koşturmak imkansızdı.
Sınıftaki kırk çocuk, sıkıntıdan sıraların üzerinde tepiniyor, pencereden süzülen yağmur damlalarını izliyordu. Derken öğretmen içeri girdi, tahtaya vurdu ve sınıfın havasını değiştiren o cümleyi kurdu:
"Çocuklar, madem dışarı çıkamıyoruz, bugün içeride tiyatro yapacağız!"
Sınıfta bir an sessizlik oldu. Sonra bakışlar anında tek bir noktada toplandı. Öğretmen gülümsedi: "Eee, bunu kim iyi yapar? Tabii ki Esmer Çocuk!"
Esmer Çocuğun gözleri parladı. Sırasından fırladığı gibi sınıfın önüne geçti, kafasında senaryo saniyeler içinde yazılmıştı bile. Hemen arkadaşlarına rollerini dağıtmaya başladı:
"Halide, sen anne olacaksın; hani şu her şeye kızan, elinde terlik olan annelerden."
"Beyhan, sen çocuk ol, bakkaldan çikolata falan iste."
"Dursun, sen de tam o sırada içeri girecek olan hırsızsın, bakkalı soyacaksın!"
Birkaç dakika içinde sınıf, kahkahaların havada uçuştuğu bir komedi sahnesine dönüştü. Esmer Çocuk hem yönetiyor hem oynuyor, yaptığı taklitlerle Halide’yi, Beyhan’ı, Dursun’u ve diğer tüm arkadaşlarını gülmekten yerlere yatırıyordu. Öğretmen, sınıfın arkasından Esmer Çocuğu izlerken gözlerindeki o parıltıyı fark etti. Bu çocukta sadece yetenek değil, doğuştan gelen sahne ışığı vardı.
Okulun Tiyatro Kolu
O günden sonra öğretmen Esmer Çocuğun bu yeteneğini harcatmak istemedi. Dumlupınar İlkokulu bünyesinde tiyatroyla ilgilenen, bu işlerden anlayan bir hoca vardı. Öğretmeni Esmer Çocuk elinden tuttuğu gibi okulun içindeki o tiyatro bölümüne, o hocanın yanına götürdü. "Hocam," dedi, "bu çocukta büyük bir ışık var, onu sana emanet ediyorum."
Esmer Çocuğun dünyalar onun olmuştu. Okulun koridorlarında yürürken kafasında şimdiden devasa komedi sahneleri, alkışlar, insanları kahkahaya boğacağı skeçler canlanıyordu.
Büyük bir heyecanla tiyatro çalışmasının yapılacağı odaya girdi. Ancak ilk gün, hoca eline kalın bir piyes metni tutuşturdu. Esmer Çocuk sayfaları heyecanla çevirdi. Şakalar aradı, komik karakterler, muzip diyaloglar aradı... Ama bulamadı.
O yaşlarda bir çocuğun dünyasından çok uzak, sert, disiplinli ve fazlasıyla ciddi bir askeriye oyunuydu bu. Kendisine verilen rol ise elinde tüfekle sert durması gereken bir askerdi.
Kırılan Heves
Esmer Çocuk provadan çıkıp eve doğru yürürken elindeki metne bakıp kalakaldı. İçindeki o neşeli, sınıfı kahkahaya boğan çocuk gitmiş, yerine hiç bilmediği bir askeri disiplinin içine sıkışmış bir karakter gelmişti. "Ben komedi yapacaktım," diye düşündü içinden. "İnsanları güldürecektim. Okulda Halide’yi, Beyhan’ı, Dursun’u eğlendirdiğim gibi oynayacaktım. Bu askercilik oyunu çok saçma..."
Birkaç provaya daha gitti. Sahneye her çıktığında, o yağmurlu günde sınıfta hissettiği o özgürlüğü, o saf neşeyi aradı. Ama orada özgürlük yoktu; katı kurallar, ezberlenmesi gereken ağır tiratlar ve asık suratlar vardı. O çocuk kalbiyle, tiyatronun sadece bu kadar sıkıcı bir şeyden ibaret olduğunu sandı.
İçindeki o coşkulu ateş, her provada biraz daha söndü. Sonunda bir gün, o ağır piyes metnini çantasının dibine bıraktı, okulun tiyatro koluna gitmekten vazgeçti. Hevesi öyle bir kırılmıştı ki, bir daha o çalışmalara adımını atmadı.
Esmer Çocuk belki büyük tiyatro afişlerinde boy göstermedi ama Dumlupınar İlkokulu'nun o yağmurlu gününde, kırk arkadaşını aynı anda güldürebilen o küçük çocuğun samimi ruhu, hayatın tam ortasında her zaman yaşamaya devam etti.
Yazan Sedat Akıncı
Yorumlar
Yorum Gönder