Bilecik’ten Siirt’in Dağlarına: "Esmer Çocuk7"
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Esmer Çocuğun Askerlik Hikayesi
Esmer Çocuğun En Büyük Sınavı: Dağlar ve İmtihanlar
Gönül defterine ilk aşkın düştüğü o yaşlar, insanın hayatı en toz pembe gördüğü zamanlardı. Bizim esmer çocuk da tam 19-20 yaşının o delikanlı çağında tutulmuştu bir sevdaya. Kız da ona karşı boş değildi; bakışmalar, utangaç gülümsemeler yerini derin sohbetlere bırakmıştı.
Geleceğe dair ne güzel, ne temiz hayaller kurmuşlardı... Kız okulunu bitirecek, esmer çocuk ise vatan borcunu ödemek için askere gidip gelecekti. Döndüğünde ise yuvalarını kuracaklar, ömür boyu ayrılmayacaklardı. O yaşlarda insan, kaderin önlerine çıkaracağı virajlardan habersiz, hayata sadece umutla bakıyordu.
Bilecik’ten Siirt’in Heybetli Karakoluna
Zaman su gibi aktı ve o kaçınılmaz ayrılık vakti, askerlik çağı gelip çattı. Vedalaşırken gözlerde yaş, yüreklerde ise birbirlerine verdikleri o sadakat sözü vardı.
Ancak esmer çocuğun şansı hayatı boyunca olduğu gibi burada da pek yaver gitmedi. Acemi birliği yeşilin ve tarihin sakin şehri Bilecik’e çıkmıştı. Oradaki nizam, düzen ve eğitim bir nebze de olsa alışılır gibiydi. Fakat usta birliği açıklandığında, kalbine derin bir sızı oturdu.
Dağıtım: Siirt... Başını yukarı kaldırdığında göğe uzanan dumanlı dağlar, aşağıya baktığında ise insanı ürperten derin bir uçurum... Bu karakol, çevredeki 3-4 köyün güvenliğinden sorumluydu.
Silah Tutmayan Ellerin Büyük Yeteneği
Karakola adım attığında, şehir hayatının ve sevdiğinin hayalinin çok uzağında, bambaşka bir gerçeklikle yüzleşti. Hayatı boyunca eline bir kez bile silah almamış, şiddetten ve kavgadan uzak büyümüş o temiz eller, şimdi gecenin zifiri karanlığında, dondurucu soğukta tüfeğin soğuk demirini kavrıyordu. Coğrafya sert, iklim acımasızdı.
Ancak o dağlarda şaşırtıcı bir şey oldu. Silah tutmayı bilmeyen o esmer çocuk, atış eğitimlerinde hedefi tam on ikiden vurmaya başladı. Tüfeği her omuzlayışında gözü keskin, eli titizdi. Atışlarındaki bu üstün başarı komutanların gözünden kaçmadı. Ona karakolda "Keskin Nişancı" demeye başladılar ve ordunun en ağır, en hassas silahlarından biri olan Kanas’ı ona teslim etmek istediler. Fakat kaderin bir başka cilvesiydi ya; silah arızalı, ayarları bozuk olduğu için bu sorumluluğu kabul etmedi. O, kendi emektar tüfeğiyle o dik uçurumların tepesinden köyleri ve dağları gözlemeye devam etti.
Ağır Eğitimler ve Erken Gelen Sınav
Zorlu coğrafya ve bitmek bilmeyen ağır askeri eğitimler bir süre sonra vücudunu iyice zorlamaya başladı. O koşturmacaya, o ağır yüklere can dayanmıyordu. Vücudu bu tempoyu daha fazla kaldıramadı ve esmer çocuk kasık fıtığı oldu.
Acılar içinde Siirt’teki askeri hastaneye kaldırıldı ve orada ameliyat masasına yattı. Ameliyattan sonra içinde hep aynı umut vardı: "Belki beni hava değişimi için memlekete, ailemin ve sevdiğimin yanına gönderirler..."
Ancak o yüksek dağ karakolunun kuralları da coğrafyası kadar katıydı. Beklediği memleket izni çıkmadı. Ona memleket yolu yerine, yine o bildiği uçurumun kenarındaki karakol göründü. Henüz dikişleri tam iyileşmemişken, acısıyla tatlısıyla o karakol odasında 15 gün istirahat izni verdiler. Memlekete gidememişti ama sevdiğinin hayali karakolun o soğuk odasında bile içini ısıtmaya yetiyordu.
Sivas Kangal Yollarında İki Günlük Esaret
Nihayet gün sayıp bitirdiği o ilk izni kullanma vakti geldiğinde, dışarıda göz gözü görmeyen bir kar kıyameti, amansız bir kar kışı vardı. Memlekete, Çorum’a doğru yola çıktığında içi içine sığmıyordu. Ancak şanssızlık bu ya, otobüs Sivas’ın Kangal ilçesine geldiğinde yollar tamamen kapandı.
Tipi dondurucu, yollar geçit vermez durumdaydı. Ne ileri gidebiliyorlardı ne geri... Esmer çocuk, memleketine ve sevdiğine kavuşma hasretiyle doluyken, Kangal’ın o amansız ayazında tam iki gün boyunca mahsur kaldı. Yollarda perişan oldu, açlığı ve soğuğu iliklerine kadar hissetti.
Verilen Büyük Karar: İznini Yakmak
O karlı yolları aşıp zorlukla memleketine ulaştığında, yaşadığı o büyük çile esmer çocuğa önemli bir karar aldırdı. Memleket ile Siirt’in o sarp dağları arasındaki yol hem çok uğraştırıcı hem de çok uzaktı. Yollarda harcanacak zamanı ve çekilecek eziyeti düşündükçe, bir daha izin kullanmamaya karar verdi.
Memleketteki o kısa moladan sonra karakoluna geri döndü ve bir daha arkasına bile bakmadı. Kalan haklarını kullanmayıp iznini yaktığı için, beraber gittiği tertiplerinden ve arkadaşlarından çok daha önce askerliğini bitirdi.
O dağ kaplı, altı uçurum karakolda; ameliyat acısıyla, keskin nişancı gururuyla ve kalbindeki bitmek bilmeyen o büyük aşkın sabrıyla vatan borcunu erkenden tamamladı. Artık onun için yepyeni bir sayfa açılıyordu: Memlekete kesin dönüş ve hayatın gerçek yüzüyle karşılaşma vakti...
Yazan Sedat Akıncı
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder