"İçimde Bir İstanbul Sızısı... Kokusu Burnumda Kaldı"

 

Gurbet ve Sıla: Bir Evlilik Hikayesi

"İçimde Bir İstanbul Sızısı... Kokusu Burnumda Kaldı"


Şeref artık büyümüş 17 yaşına gelmişti, büyümüşte İstanbul Sarıyer'de çalışmaya bile başlamıştı...

İstanbul’un Işıkları, Memleketin Kokusu

Sene 1972. Türkiye’nin siyah-beyaz, ama insan ilişkilerinin alabildiğine sıcak olduğu yıllar... İstanbul’un o eski, deniz kokan zamanları. Sarıyer’de küçük bir terzi dükkânı; makine sesleri, kumaş makaslarının kıtırtısı ve ütüden yükselen o sıcak buhar…

Şeref, çocuk yaşta adım attığı bu dükkânın kokusuna, İstanbul’un koşturmacasına sevdalı, 17 yaşında fidan gibi bir delikanlıydı. Yanında amcaoğlu abisi Raşit vardı. İki kafadar hem çalışır hem gurbetin yükünü omuz omuza vererek hafifletirdi. İstanbul onlar için sadece bir şehir değil, gençliğin ve özgürlüğün adıydı.

Ancak bir gün Raşit’in askerlik çağı gelip çattı. Raşit, memleketi Çorum’un yolunu tutmak için bavulunu toplarken, Şeref’in içinde bir yanıklık başladı. Gitmek istemiyordu. Sarıyer’i, Boğaz’ın o mavi sularını, dükkândaki çıraklık günlerini seviyordu.

"Sen benim tek oğlumsun gurbette seni bırakmam, tez gel!"

Çorum’dan yükselen bu ses, anne Meryem’in kesin emriydi. O yılların kısıtlı imkânlarıyla, postaneden açılan o telefon, Şeref’in itiraz etme şansını elinden aldı. Anaydı bu, yüreği dayanmıyordu tek oğlunun gurbet ellerde kalmasına. Şeref, çok sevdiği Sarıyer’e, dükkâna, denize son bir kez bakıp boynunu büktü ve Çorum’un yolunu tuttu.

Kurulan Tezgâh ve Köydeki Kız İsteme

Şeref yollarda memlekete doğru yaklaşadururken, Çorum’da ondan habersiz hummalı bir hazırlık vardı. Anne Meryem ve amcası Hasan, sedirin üzerine oturmuş, çoktan planı kurmuşlardı:

Şeref tek oğlandı.

Gurbete bir daha adımını atmamalıydı.

Bunun tek yolu da onu memlekette hemen baş-göz etmek, ocağa bağlamaktı.

Köyden bir kız bulunacaktı ama henüz adayın kim olduğu belli değildi. Plan hazırdı; ne askere giden Raşit’in ne de yollarda olan Şeref’in bu plandan zerre haberi yoktu.

Kafadaki bu niyetle, usulü yerine getirmek ve etrafa bakınmak için Harmancık köyüne doğru yola çıkıldı. Aslında bu, doğrudan bir "kız isteme" ziyareti için köye gidişti ama henüz nasibin kim olduğu netleşmemişti.

Hiç birşeyden haberi olmayan Tandırda ekmek yapan o kız

Aynı günlerde, Harmancık köyünün kerpiç evlerinden birinde hummalı bir telaş vardı. Satı… Evin tek kızı, tek evladı. Henüz 15 yaşında, ömrünün en saf, en temiz çağında bir köy kızı. O gün, evlerinin bahçesindeki tandırın başında, anasıyla birlikte yufka ekmek yapıyordu. Yüzü tandırın ateşinden al al olmuş, saçlarına un elenmişti. Dünyanın telaşından uzak, sadece sacın üzerindeki ekmeğin pişmesini kolluyordu.

Tam o sırada, Şereflerin ailesi adına köye kız bakmaya, istemeye gelenlerin arasında teyze Fadime de vardı.

Fadime Teyze, köyün o tozlu sokağından geçip açık kapıdan içeri süzülen tandır dumanının ve taze ekmek kokusunun peşinden baktığında gördü Satı’yı. 15 yaşındaki o gencecik kızın hamuru açışındaki zarafeti, terbiyesi, evin tek kızı oluşu… Aranan kısmet tam o anda, o tandırın başında bulunmuştu. Fadime Teyze'nin kafasında şimşekler çaktı, "İşte," dedi içinden, "Meryem’in Şeref’ine aradığımız gelin bu!"

Şerefi tongaya düşürdüler

Şeref memlekete ayak basar basmaz kendini bir girdabın içinde buldu. Ne olduğunu anlamadan, teyzesinin tandır başında görüp beğendiği o dünya iyisi kız için işlemler hızlandı.

Göz açıp kapayıncaya kadar "Gelmeler, gitmeler, istemeler..." birbirini kovaladı. 17 yaşındaki Şeref ile 15 yaşındaki Satı, büyüklerin çizdiği o kader çizgisinde, utangaç gözlerle birbirlerine ilk kez baktılar.

Dualar edildi, şerbetler içildi, davullar çalındı. Şeref ile Satı, hiçbir şeyden habersiz başladıkları o haftayı, bir ömür boyu sürecek bir evlilikle taçlandırdılar.

Şeref belki Sarıyer’i bir daha hiç göremedi, gurbet kuşluğu bitti; ama Satı’nın yanında, kendi memleketinde, kök saldığı yepyeni ve sıcacık bir yuvanın sahibi oldu. 1972 yılında, Çorum'un o buram buram sadakat kokan topraklarında temeli atılan bu yuva, arkasında tertemiz ve yaşanmış gerçek bir sevda hikâyesi bıraktı.
Yazan Sedat Akıncı ( Babam Şeref ve Annem Satı Akıncı'nın Evlilik Hikayesi 1972 )

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kazıklı Voyvoda: III. Vlad

ANTİK MISIR’DA KADIN

Bilecik’ten Siirt’in Dağlarına: "Esmer Çocuk7"